17 02 2013

Millî Mektebin Dört Unsuru

Millî Mektebin Dört Unsuru
Nurettin Topçu’dan
Hayatını eğitime adamış olan Nurettin Topçu, makale ve kitaplarında ülkenin ve nesillerin geleceğini en önemli mesele olarak ele alır ve bunu da maarife/eğitime bağlar.
Ona göre millet, maarif demektir. “Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş, millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif hangi yönde yürürse millet ruhu da onun arkasından gider. Şu halde millet maarif demektir.”
“Fertte olduğu gibi millet vücudunda da iki unsur birleşmiş bulunur. Biri verâsetle ecdattan getirdiği, öbürü maarifle getirdiği eğitimdir. Ecdadın verâseti tarih şuuru içinde saklıdır. Eğitim ise maarifin hizmetidir.”
“Millî bir mektep yapmanın üzerinde duran Topçu, “millî mektebimizi yapmak isterken, onun hangi unsurlardan meydana geldiğini düşünerek” “geniş mânada maarifi içine alan bütün hüviyetiyle mektebi meydana getiren dört unsur”dan bahseder. Eğitimin bu unsurları “Ders, talebe, muallim ve dar manada öğretim yeri olan mektep… Bu dört unsur, mektep denen içtimaî müessesenin (sosyal kurumun) dört duvarı gibidir. Bu dört duvarın hepsinin de sağlam oluşu ile mektep ve maarif ayakta durur.” Topçu, milli mektebin dört duvarı hakkındaki fikirlerini şöyle özetler:
1-Ders
“Ders; hakikatlerin araştırılmasıdır. Teknik ancak ilimlerin tatbikatı olarak onlardan sonra ele alınır. Ders okumak, bazı hayati faydaları sağlamak için bir vasıta değil, hakikatler peşinde koşmak için başlı başına bir gayedir.”
“İlköğretimin gayesi kalbin terbiyesi, ortaöğretimde gaye aklın terbiyesi, yükseköğretimde ise ihtisaslardır.”
“İlkokul, kalbi temiz bir maya ile yoğurmak içindir. Bu maya, dinin sevgi telkinleriyle bütün mazi ve milli mefahir olmalıdır. Sunulan değerler, hakikatlerin sevgisi, hayatın ve başkalarının sevgisi, kendi ruh hayatını samimiyetle ve dikkatle yaşamak sevgisidir.”
“Orta mektep ve lisede aklın Doğu’dan, Batı’dan, her taraftan sızan bütün ışıklariyle yüklü, metodlu hakikat araştırmaları, Fârabî ve Gazalî ile Pascal ve Pasteur’ü yan yana yaşatmalıdır. Zira akıl, milletlerin sınırlarını geçer, bütün insanlığı kucaklar.”
“İyi bir ders, bir hakikatin öğretilmesi, öğrenenin şuurunu sonsuzluğun ufuklarına kadar götürür; onu yalnız bir şeyin öğretilmesiyle bırakmaz; sonsuz bilinmeyenlerin huzurunda dinlendirir.”
2-Talebe
“Talebe; hakikatler peşinde koşmayı meslek edinen insandır. Gayesi manevi olgunlaşma olan bir mesleğin insanıdır. Mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değildir. Disiplinin, kâinattaki nizam gibi bir zaruret olduğuna inanmış, diğer içtimai sınıf insanlarına örnek olacak kabiliyette bir üstün insan namzedidir.”
“Bir insan her şey olamaz, talebe de hayat adamı değildir. O ne memurdur, ne esnaftır, ne diplomattır, ne de idare adamıdır… O sade talebelik mesleğinin adamıdır. Ancak zihin yetilerinin inkişafına çalışan bir atlettir. Çok cepheli ve çeşitli çalışma onu çok yorar, gayesinden uzaklaştırır.”
3-Muallim
Topçu, “Maarif dâvamızın yapıcı ve en esaslı unsuru” olduğunu belirttiği öğretmenliğin bir meslek olması lüzumunu belirtir.
“Âdemoğlunu, beşikten alarak mezara kadar götürüp teslim eden, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan muallimdir. Kaderimizin hakikatinin işleyicisi, karakterimizin yapıcısı, kalbimizin çevrildiği her yönde kurucusu odur. Fertler gibi, nesiller de onun eseridir. Farkında olsun olmasın, her ferdin şahsi tarihinde muallimin izleri bulunur. Devletleri ve medeniyetleri yapan da
yıkan da muallimlerdir. Muallime değer verildiği, muallimin hörmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir.”
“Medeniyetler muallimle kuruldu. Çin dünyasının kurucuları hakîmlerdi. Mezopotamya medeniyetinin ilk sahipleri pateslerdi. Büyük Yunan medeniyeti; meydanlarda, pazarlarda gençlere muallimlik yapan feylesofların eseri olmuştur. İslam, medreselerin çatısı altında üç kıtayı istila etti. Rönesans, üstadların yükselttiği devirdir. Alman birliğinin kuruluşunda muallimin ön plânda rolü olduğunu biliyoruz. İstiklâl harbimizde, cepheye sırtında gülle taşıyan köylü kadın kadar istilânın acısını damarlara aşılayan muallimin rolü olmuştur.”
“Muallimi, her devirde, o devrin ruh ve idealinin hüviyetine bürünmüş görüyoruz. Devirlerin idealizmini yaşatan muallimlerdir.”
“Hepsinin mesleği yalnız muallimlik olan ve bu ulvî vazifeden başka iş görmeyen idealistler ordusuna sahip olduğumuz gün, ilk zafer borusunu çalacağız. Bu gayeye doğru yürürken muallimleri ilim ve irfan seviyelerine yükseltmeğe mecburuz.”
“Muallimler, hayatla benliğimiz arasında kürsü kurmuş olan bize daha yakından ve kendi dilimizle öğretici unsurlardır. İyi üstad, dışımızda yaşananı içimizde hayat yapabilen muallimdir.”
“Muallimlik sanatı, milletin çocuklarına fedâ olmasını bilmektir. Milletimizin çocuklarına, dünyanın çocuklarına her gün ruhumuzdan bir parçayı daha aşılamak, bunun için yaşamak ve bu yolda ölmek, bugünkü, insanları ümitsiz dünyamızın ve çocukları sahipsiz milletimizin beklediği kahramanlıktır.”
4-Mektep
“İlim mabedinin dördüncü duvarı, mektebin kendisidir.”
“Millet bünyesinde inkılaplar mektepte başlar ve her milletin kendine özel mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfleriyle, metodları ve müfredatıyla, terbiye prensipleri ve psikolojik temelleriyle hatta binasının yapı tarzıyla kendini başka milletlerden ayırır.”
“Millet mektebinin dışında yer alacak özellik ve yabancılık tanımayan, kutsal çatısı altında siyasete asla yer vermeyen, muallimin ilmî ve ahlakî otoritesinden başka hiçbir otorite tanımayan, ruhları huzur içinde birleştirici, disiplinin barındığı mektep, ideal çatı…”
“Biliyoruz ki mektep, öğrenme yeridir. Hayatta her gün yeni şeyler öğrenmedeyiz. Mektebin manası, hikmeti, bizi içerisine serpilerek dağıldığımız hayattan zaman zaman sıyırarak kendimize getirmek, düşünce kudretini kullanmaya zorlamak, büyük yolculuğun haritasını gözlerimizin önüne sermektir.”
“Hakka götüren yol diye kendini hakikate adamak, gerçek mektebin yoludur.”
“Kendi açtığı kapıyı her defasında kapamayı ihmal eden, kullandığı evin değerini ölçemeyen, fena alışkanlıklarını ömrünün sonuna kadar tekrarlayan adam, istediği kadar yüksek tahsil diplomalarına sahip olsun, yine mektep görmemiştir. Mektep öyle bir zihnî alışveriş yeridir ki, onda bir taraftan verilecek şeyler seçilirken, öbür taraftan, insanda alıcılık kabiliyeti doğurulur, beslenir, büyütülür.”
“Mektep, ruha sunulacak iksirler hâlinde hakikatler üzerinde yapılan seçimle, alıcı gönüllerin birleştiği yerde vardır. Mektep hayatı zannettiğimizden daha yaygındır. Belki her tarafta mektep var ve bütün ömür sürekli bir talebelik ve çıraklıktır. Mektep çıraklık yeridir, diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çıraklar tekrarlar. Usta verir, çırak alır. Alınmamış, benimsenmemiş, benliğe mâledilmemiş bir ders, iyi bir ders sayılmaz. Mektepte alınan ders, ya bir tasavvurdur, hayale mal eder; ya bir hünerdir, ele mal eder; ya bir iradedir, iktidarımıza ilâve edilir; ya da bir aşktır, kalbe doldurulur. Bunlardan biri hâlinde benliğimize girmeyip sade hâfızada, şuurun dışına asılı bir küfe yük hâlinde duran bilgiler verici öğretim, faydasız ve mânasızdır.”
Kaynak:
Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, Hareket Yayınları, İstanbul, Kasım 1970, 2. Baskı

67
0
0
Yorum Yaz